Sübhanallah zikrinin sırları: Meleklerin arşı taşıdığı kelime
Meleklere güç veren ve günahları deniz köpüğü kadar olsa bile silen Sübhanallah zikrinin bilinmeyen sırları, anlamı ve günlük hayattaki faziletleri açıklandı.
Melike Türk | Bilge Tabirci
ANKARA, TÜRKİYE — İslam inancında meleklerin arşı taşırken güç bulduğuna inanılan ve tüm peygamberlerin ortak tesbihi olan "Sübhanallah" zikrinin az bilinen sırları, tarihi kökenleri ve faziletleri detaylarıyla paylaşıldı.
Günlük hayatta sadece birkaç dakika ayrılarak edilebilen bu zikrin, deniz köpüğü kadar günahın bağışlanmasına vesile olduğu belirtilirken, meleklerin bile duymadığı ve kayda geçiremediği "gizli zikrin" ahiretteki mükafatları öne çıkıyor. Zikrin sadece dille değil, kalple ve bedeni eylemlerle desteklendiğinde gerçek gücüne ulaştığı vurgulanıyor.
Meleklerin arşı taşımasını sağlayan sır
İslami kaynaklara ve rivayetlere göre zikrin kökeni, insanlığın yaratılışından öncesine dayanıyor. Allah’ın meleklere arşı taşımalarını emrettiğinde meleklerin buna güç yetiremediği, bunun üzerine Allah’ın onlara "Sübhanallah" kelimesini öğrettiği aktarılıyor. Meleklerin bu zikirle güç bularak arşı taşıyabildikleri ifade ediliyor.
Zamanla bu zikrin peygamberler aracılığıyla genişlediği biliniyor. Hz. Adem'e (a.s.) "Elhamdülillah" demesinin ilham edildiği, ardından Hz. Nuh (a.s.) döneminde "La ilahe illallah" kelimesinin eklendiği ve son olarak Hz. Muhammed (s.a.v.) ile birlikte tekbirin de (Allahu ekber) katılmasıyla tüm peygamberlerin ortak zikrinin tamamlandığı belirtiliyor. İslam Peygamberinin, bu sözlerin arşın çevresinde bal arısı sürüsünün uğultusu gibi bir ses çıkararak sahibini Allah'a hatırlattığını müjdelediği aktarılıyor.
Sübhanallah kelimesinin derin anlamı
Sübhan kelimesi, Arapçada suda hızla yüzmek anlamına gelen "sebh" kökünden türüyor. Bir yüzücünün suyun içinde hızla ilerlemesi gibi, "Sübhanallah" demenin de Allah'ı tüm eksikliklerden, kusurlardan ve noksanlıklardan hızla uzaklaştırmak, tenzih etmek anlamına geldiği ifade ediliyor.
Kur'an-ı Kerim'de 300'e yakın yerde geçen bu ifadenin, Allah'ın acizlikten, ihtiyaçtan, yorulmaktan veya unutmaktan münezzeh (uzak) olduğunu kalpten tasdik etme aracı olduğu vurgulanıyor. Dini kaynaklarda, zikrin mahşer gününde amellerin tartıldığı mizan terazisinin yarısını tek başına dolduracak ağırlıkta olduğuna dikkat çekiliyor.
Deniz köpüğü kadar günahı silen formül
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ashabına öğrettiği zikir formüllerinin başında günlük tekrarlar geliyor. Kaynaklarda yer alan hadislere göre, "Kim günde 100 kere 'Sübhanallahi ve bihamdihi' derse, günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile bağışlanır." Bu uygulamanın günün herhangi bir anında, sadece birkaç dakika ayrılarak yapılabileceği ve manevi arınma sağladığı belirtiliyor.
Ayrıca fakir sahabelerin, zenginlerin sadaka verip köle azat ederek daha çok sevap kazandıklarından yakınmaları üzerine İslam Peygamberinin onlara her namazın ardından "33 kere Sübhanallah, 33 kere Elhamdülillah ve 33 kere Allahu ekber" demeyi tavsiye ettiği; bu sayede sevap yarışında en öne geçebileceklerini müjdelediği aktarılıyor.
Hz. Cüveyriye’ye öğretilen dört sihirli cümle
Zikrin miktarından çok niteliğinin ve Allah'ın azametini kavramanın önemine dair en bilinen örneklerden biri, Peygamber Efendimizin eşi Hz. Cüveyriye (r.a.) ile yaşadığı olayda ortaya çıkıyor. Sabah namazından kuşluk vaktine kadar aralıksız zikir çeken eşine Peygamberimizin şu dört cümleyi üçer kere söylemenin saatlerce edilen zikirden daha ağır geleceğini öğrettiği naklediliyor:
"Sübhanallahi adede halkihi (Yarattıklarının sayısınca tesbih ederim). Sübhanallahi rıza nefsihi (Zatının razı olacağı kadar tesbih ederim). Sübhanallahi zinete arşihi (Arşının ağırlığınca tesbih ederim). Sübhanallahi midade kelimatihi (Kelimelerinin mürekkebince tesbih ederim)."
Meleklerin bile duymadığı amel: Gizli zikir
Zikir ibadetinin sadece sesli veya toplu yapılan bir eylem olmadığı, insanın iç dünyasında gerçekleşen "gizli zikrin" çok daha büyük bir mükafata sahip olduğu ifade ediliyor. Hz. Ayşe'den (r.a.) rivayet edilen bir hadise göre; hafaza (koruyucu ve kaydedici) meleklerinin bile işitmediği gizli zikrin, açık zikirden 70 kat daha faziletli olduğu vurgulanıyor.
Kıyamet günü meleklerin kaydettiği tüm ameller hesaplandıktan sonra, Yaratıcının kuluna, "Senin benim yanımda meleklerin bile bilmediği özel bir amel defterin var; o da gizli zikirdir" diyerek özel bir mükafat vereceği belirtiliyor.
Zikrin kabul olması için üç temel şart
Alimlere göre, edilen zikirlerin gerçek manada fayda sağlaması ve kabul olması için üç temel şarta uyulması gerekiyor:
-
Samimiyet ve İdrak: Zikrin sadece dil ucuyla değil, söylenen sözün (Sübhanallah) anlamının kalpte hissedilerek söylenmesi.
-
Haramlardan Kaçınma: Tabiin dönemi büyük alimlerinden Hasan-ı Basri'nin (r.a.) vurguladığı gibi, haram bir durumla karşılaşıldığında Allah'ı hatırlayıp o haramdan uzak durmanın, binlerce kez sadece dille edilen zikirden daha kıymetli olması.
-
Devamlılık: İbadetlerin az da olsa sürekli olanının makbul olduğu prensibiyle, günlük zikirlerin terk edilmeden her gün düzenli olarak yapılması.
Zikrin özel bir mekan, zaman veya abdest gibi katı kurallara bağlı olmadığı; ayakta, otururken veya yatarken, hayatın her anında yapılabilecek en erişilebilir manevi kalkan olduğu ifade ediliyor.













